Çamlık Mahallesi Esentepe Camii'nin minaresinden tık yok

Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı - Didim'de caminin hoparlörü susar ama kalbin vakti şaşmaz.

Yusuf Mehmet Sarışın yazdı Yayın: 28 Şubat 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 28.02.2026 10:02:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 5 dk.
Google News

Didim'de caminin hoparlörü susar ama kalbin vakti şaşmaz

Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı: 26 Şubat 2026 – Didim Çamlık Mahallesi. Esentepe Camii'nin minaresinden tık yok.

Akşamın üzerine o tanıdık Çamlık serinliği çökmüştü. Şubat sonu… Denizden gelen hafif tuz kokusu, sokak aralarındaki mandalina ağaçlarına karışıyor. Ev kalabalık. Misafirler var. Sofra kurulmuş. Çorba tenceresi ocağın en kısığında hâlâ sıcaklığını koruyor, pilav demini almış, hurmalar cam kâsenin içinde dizili.

Bu akşam iftara davet ettik dostları. Didim’de Ramazan, hele ki Çamlık’ta, başka yaşanır. Sokaklar yaz kalabalığı gibi değildir ama her pencerede bir telaş, her balkonda bir bekleyiş olur. Biz de o bekleyişin tam ortasındaydık.

Gözlerimiz saatte.

İftar vakti geldi.

Geçti.

Bir dakika…

İki dakika…

Beş dakika…

Ama ses yok.

Normalde Çamlık Mahallesi’nde iftar vakti denince kulağımız otomatik olarak Esentepe Camii’nin minaresine kesilir. O ezan mahalleye bir huzur gibi iner. O akşam ise sessizlik vardı. Televizyon açık. Alt bantta vakit girdi yazıyor. Ama camiden ses yok.

O an aklıma o meşhur reklam geldi:
“Hani televizyonda bir reklam var ya… Emin olmadan oruç açmayız…”

Masadakiler birbirine baktı. Kimisi telefondan vakit uygulamasına bakıyor, kimisi başka bir kanala geçiyor. Herkes emin olmak istiyor ama kimse ilk lokmayı almak istemiyor. Ramazan’da insanın içi daha hassas olur; bir dakikanın bile hesabını yapar.

Saat ilerliyor.

Beş dakika oldu.

Altı oldu.

Ben o an dedim ki:
“Arkadaşlar… Sevabı sizin, günahı benim. Buyurun, açın orucunuzu.”

Bir anlık sessizlikten sonra hurmalar alındı, su bardakları kalktı. “Bismillah” dedik. Çorba kaselere döküldü. İçimde hâlâ bir tereddüt var ama vakit hesap ortada. Televizyon, telefon, takvim… Hepsi aynı şeyi söylüyor.

Derken…

Ezan sesi yine yok.

İçimde hafif bir huzursuzluk büyüdü. “Acaba?” dedim kendi kendime. Ama artık oruç açılmıştı. Misafir mahcup olmasın diye sohbeti koyulaştırdık. Çamlık’tan, Didim’den, eski Ramazanlardan konuştuk. Çocukluğumuzdaki davulları anlattık.

Gece ilerledi.

Yatsı vakti geldi.

Bu kez minareden ses yükseldi.

Ama akşam ezanı hiç okunmamış gibiydi.

Sonra öğrendik ki; ezan okunmuş…
Ama hoparlör arızası nedeniyle mahalleye duyulmamış.

Yani müezzin görevini yapmış. Minarede ezan okunmuş. Sadece ses bize ulaşmamış.

O an içimden bir tebessüm geçti.

Demek ki bazen mesele ezanın okunmaması değil, sesin bize ulaşmamasıymış.

O akşam Çamlık Mahallesi’nde öğrendiğim şuydu:
İnsan bazen bütün işaretler tamam olduğu hâlde yine de bir sese ihtiyaç duyuyor. Bir işarete. Bir güvene.

Biz o akşam televizyona baktık, saate baktık, takvime baktık… Ama kulağımız minarede kaldı.

Ramazan biraz da budur zaten.
Beklemek.
Emin olmak istemek.
Tereddütle teslimiyet arasında kalmak.

Ve sonunda “Bismillah” diyebilmek.

26 Şubat 2026 akşamı Çamlık’ta iftar böyle açıldı.

Sevabı Allah bilir. Günahı da O bilir.

Ama o sofrada niyet temizdi.
Bazen hoparlör susar…
Ama kalbin vakti şaşmaz.

Tam o sırada aklıma başka bir şehirde yaşanan haber geldi. Ağrı’da iftar ezanı yaklaşık 20 dakika gecikmeli okunmuş, insanlar “Orucumuz kabul oldu mu?” diye tereddüde düşmüştü. Müezzin teknik arıza demiş, sosyal medya karışmış, herkes aynı soruyu sormuştu:

“Oruç ezana mı bağlı, vakte mi?”

İlahiyat kaynakları açık söylüyor:
Oruç, ezanın okunmasına değil, güneşin batmasıyla giren akşam vaktine bağlıdır. Yani teknik bir aksaklık ezanı geciktirse de, vakit girmişse oruç geçerlidir. Esas ölçü takvim saatidir.

O gece Çamlık’ta yaşadığımız tam da buydu.

Biz ezanı duymadık diye vakit girmemiş olmuyor.

Bazen ses ulaşmaz ama vakit girer.
Bazen hoparlör susar ama güneş batar.

Ramazan insana şunu öğretiyor:
İbadetin özü şekle değil, zamana ve niyete bağlıdır.

26 Şubat 2026 akşamı Çamlık Mahallesi’nde iftar böyle açıldı.
Biraz tereddütle…
Biraz sorumlulukla…
Ama temiz bir niyetle.

Sevabı da günahı da Allah bilir.

Biz o akşam bir şeyi daha öğrendik:
Bazen insan minareden gelecek sesi bekler.
Ama aslında kalbin vakti çoktan girmiştir.

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.