Zekiye Sarışın Cumartesi Pazarı'nda: Eyvah, eyvah…

Cumartesi öğlenden sonra Didim. Üstü kapalı pazarın içi her zamanki gibi kalabalık ama bu kez kalabalığın omuzlarında başka bir ağırlık var. Torbalar dolmadan, yüzler buruşmuş. Tezgâhların üstü renk renk; domates kırmızı, biber yeşil, portakal turuncu…

Ekonomi Yayın: 31 Ocak 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 31.01.2026 17:30:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.
Google News

Zekiye Sarışın Cumartesi Pazarı'nda: Eyvah, eyvah…

Cumartesi öğlenden sonra Didim. Üstü kapalı pazarın içi her zamanki gibi kalabalık ama bu kez kalabalığın omuzlarında başka bir ağırlık var. Torbalar dolmadan, yüzler buruşmuş. Tezgâhların üstü renk renk; domates kırmızı, biber yeşil, portakal turuncu… 

Ama etiketler? Etiketler insanın içini karartıyor.

Zekiye Sarışın, Yeni Didim Haberim Gazetesi Genel Koordinatörü. Gazeteci, işletmeci… Ama bugün o, kendi deyimiyle “her evli kadın gibi evin maliye bakanı.” Not defteri yok elinde, fotoğraf makinesi yok. Onun yerine pazar arabası ve hesap yapan gözler var.

İlk durak biber tezgâhı. Çarliston, sivri, tatlı… Hepsi ayrı ayrı dizilmiş ama hepsinin ortak noktası fiyat. 

“Bunlar artık yemeklik değil, seyirlik olmuş,” diyor Zekiye. 

Yan tarafta patlıcanlar boylu boyunca dizili; etiket 120–200 lira arası. 

Elini uzatıyor, sonra geri çekiyor. “Bir patlıcanın hikâyesi bu kadar pahalı olmamalı,” diye mırıldanıyor.

Domatesin önünde duruyor. Kırmızı, parlak, mis kokulu. Etiket: 75 lira. “Eskiden domates sofranın bereketiydi, şimdi lüksün sembolü,” diyor. 

Yan tezgâhta patates var; 20 lira yazıyor ama torbaya girdi mi hesabı büyüyor. 

Soğanla göz göze geliyor, yeşil soğan 20 lira. 

“Soğan ağlatırdı, artık fiyatı ağlatıyor,” diye ekliyor.

Narenciye tezgâhı… İzmir mandalinası, çekirdeksiz. 35 lira. Portakal 70. Muz 40. 

Zekiye Sarışın durup kalabalığı izliyor: Bir teyze poşeti yarıya kadar doldurup geri boşaltıyor, bir amca muzları tek tek seçiyor, bir anne çocuğuna “Bugün elma almayalım” diyor. 

Pazar artık sadece alışveriş yeri değil; bir hesaplaşma alanı.

Kuruyemiş tarafında fiyatlar daha da ağır. 

İncir, ceviz, fındık… Etiketler dudak uçuklatıyor. 

Zekiye Sarışın başını sallıyor: “Bunlar artık misafirlik bile değil, bayramlık.”

Tezgâhların arasından yürürken bir cümle dökülüyor ağzından: “Ev ekonomisi dediğin şey, artık matematik değil, sabır işi.”

Bugün pazardan çıkarken torbalar hafzcım dolu değil. Ama Zekiye Sarışın’ın zihni dolu. Gördükleri, duydukları, insanların yüzlerindeki ifadeler… Hepsi bir haber, hepsi bir hikâye.

Didim Cumartesi Pazarı’nda sebze meyve bol ama umut pahalı.

Ve Zekiye Sarışın, evin maliye bakanı olarak pazardan yakınıyor:

“Eyvah eyvah… Bu fiyatlarla değil tencere, umut bile zor kaynıyor.”

Evet. Ben Zekiye…

Ben Zekiye Sarışın. Kimi beni işletmeci bilir, kimi gazeteci… Ama ben en çok bir evin mutfak muhasebecisi olarak tanımlarım kendimi. 

Yusuf Mehmet hep takılır: “Bizim evin maliye bakanı sensin.”

Bugün Didim Cumartesi Pazarı’na çıktım. Amacım çok basit: Haftalık mutfak alışverişi. Ama tezgâhlara bakınca içimden tek cümle döküldü:

“Eyvah… Eyvah…”

Daha girişte biberler karşıladı beni. Parlak, diri, yemyeşil… Ama fiyat etiketleri gözümü daha çok kamaştırdı.

“Kilo 120 TL” yazan domatesleri görünce elim otomatik olarak çantama gitti, cüzdanı yokladım. Sanki fiyatı değil de nabzımı ölçer gibi…

Patlıcanlar mor mor parlıyor ama sanki altın kaplama.

Eskiden pazardan dönerken “sebze aldım” derdik.

Şimdi “yatırım yaptım” diyeceğiz neredeyse.

Yan tezgâhta bir teyze fısıldadı:

— “Kızım dolma yapacaktım, vazgeçtim… Biber dolmalık değil, maaş dolmalık olmuş.”

Gülüştük ama gülüşümüz biraz acıydı.

Tezgâhlar renk cümbüşü… Domatesler kıpkırmızı, lahanalar mor, havuçlar turuncu…

Ama insanların yüzü aynı renkte değil.

Herkes eline alıyor, çeviriyor, tartıyor, sonra geri bırakıyor. Sanki sebze değil de kuyumcuda bilezik seçiyoruz.

Bir kadın patatesleri gösterip eşine dedi ki:

— “Akşam yemeği patates yemeği olsun.”

Adam cevap verdi: 

— “Olmasın, patates de pahalı.”

O an anladım… Mutfakta hesap artık tarifle değil, fiyatla başlıyor.

Patates tezgâhına gelince içimde küçük bir umut vardı.

“Bari kurtarıcı patates…” dedim.

Ama orada da etiket: 20 TL

Soğanla göz göze geldik resmen.

İkimiz de ağlamaklıyız ama sebep farklı.

Eskiden anneler derdi ki:

“Evde hiçbir şey yoksa patates vardır.”

Şimdi o cümle bile lüks oldu.

Portakallar mis gibi kokuyor. Mandalinalar ışıl ışıl.

Ama fiyatlar öyle ki, sanki çocuklara vitamin değil hatıra alıyoruz.

Muzlara bakıyorum…

Bir amca tek tek seçiyor.

Satıcı diyor ki:

— “Abla kilo 70.”

Adam cevap veriyor:

— “O zaman iki tane ver, torunlara ayıp olmasın.”

O cümle kalbime oturdu.

Bir Ev Kadınının Pazardaki Muhasebesi

Ben alışveriş listemi çıkardım.

Planım şuydu:

Sebze yemeği, çorba, salata, meyve…

Ama pazardan çıkarken listem değişmişti:

“Hangisi daha az acıtıyorsa onu al.”

Poşetler dolmadı, ama içim doldu.

Her evli kadın gibi ben de biliyorum:

Mutfak ekonomisi, ülke ekonomisinin en gerçek göstergesidir.

Tezgâhlar dolu…

Pazar kalabalık…

Ama fileler eskisi kadar dolu değil.

Son Sözüm Şu Oldu:

“Biz eskiden pazara doymaya gelirdik… Şimdi bakmaya geliyoruz.”

Ve eve dönerken kendi kendime yine aynı cümleyi söyledim:

“Eyvah… Eyvah… Ama yine de sofrayı kuracağız. Çünkü ev kadını pes etmez.”

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.