
Yusuf Mehmet Sarışın: Nefes Alanı Didimli'nin hakkı
Didim’in kalbinde, rüzgârın deniz kokusunu taşıdığı o kıyıda bir hikâye başlar… Okuyun bakalım neymiş! Ha önce söyleyeyim burayı ancak AK Partili ve CHP'li Aydın milletvekilleri satışa birlikte karşı çıkarlarsa kurtarırlar.
Yusuf Mehmet Sarışın yazdı
Yayın: 15 Nisan 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 15.04.2026 11:28:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 3 dk.


Yusuf Mehmet Sarışın: Nefes Alanı Didimli'nin hakkı
Didim’in kalbinde, rüzgârın deniz kokusunu taşıdığı o kıyıda bir hikâye başlar…
Didim’de yaşayan herkesin bildiği bir yer vardı.
Ne tabelası önemliydi ne de tapusu…
Orası, insanların nefes aldığı yerdi.
Çocuklar sabahları koşarak gelirdi.
Yaşlılar banklarda oturur, denize karşı sessizce konuşurdu.
Gençler gün batımında hayaller kurardı.
Ve amfi tiyatronun hemen önündeki o yeşil alan, herkesin hayatına bir parça dokunurdu.
Bu yer, sadece toprak değildi.
Anıydı.
Hatıraydı.
Ortak bir yaşamın sessiz tanığıydı.
Bir gün bir haber yayıldı…
“Satışa çıkarıldı.”
İlk başta kimse inanmadı.
“Olmaz,” dediler.
“Burası bizim.”
Ama kâğıtlar konuşuyordu.
İhaleler hazırlanmış, rakamlar yazılmıştı: milyonlar…
Oysa bu alan için zaten milyonlar harcanmıştı.
Bir belediye başkanının çabasıyla, halkın vergileriyle, emekle, umutla…
Şimdi ise aynı yer, başka bir değerin ölçüsüne konuyordu:
Rant.
Bir akşamüstü, amfi tiyatronun basamaklarında insanlar toplanmaya başladı.
Kalabalık büyüdü.
Konuşmalar yükseldi ama öfke değil, bir sahiplenme duygusu vardı.
Bir kadın ayağa kalktı:
“Burası benim çocuğumun ilk bisiklet sürdüğü yer.”
Bir adam devam etti:
“Ben burada emekli oldum… her sabah yürüdüm.”
Bir genç seslendi:
“Bizim geleceğimiz burası… betona çevrilemez.”
Sonra biri Didim Derneği’nin açıklamasını okudu.
Sözler rüzgâra karıştı:
“Kent hakkı satılık değildir.”
O an herkes anladı…
Bu mesele bir arsa meselesi değildi.
Bu, bir hak meselesiydi.
Ertesi gün gözler Ankara’ya çevrildi.
Farklı partilerden milletvekilleri vardı:
Adalet ve Kalkınma Partisi ve
Cumhuriyet Halk Partisi.
Normalde ayrı kürsülerde konuşan insanlar…
Bu kez aynı soruyla karşı karşıyaydı:
“Bu satışın faturası kime çıkacak?”
Çünkü mesele sadece para değildi.
Eğer satış gerçekleşirse:
Halkın ortak alanı kaybolacaktı
Kamu kaynaklarıyla yapılan yatırımlar boşa gidecekti
Ve en önemlisi, bir kentin ruhu eksilecekti
Bu da görünmeyen ama en ağır olan şeydi:
kamu zararı.
Günler geçti…
Didim’de insanlar beklemedi.
İmzalar toplandı.
Sesler yükseldi.
Ama en önemlisi, insanlar bir oldu.
Çünkü bazı yerler satılamaz.
Bazı yerler sadece yaşanır.
Ve hikâye burada bitmez…
Belki bir gün, o meclis salonunda farklı partilerden insanlar yan yana durur.
Belki bir karar alınır:
“Bu alan kalacak.”
O zaman Didim’de bir çocuk yine koşarak gelir,
bir bankta biri yine denizi izler,
ve rüzgâr aynı şeyi fısıldar:
“Burası hepimizin.”
Didim Derneği’nin sesi hâlâ yankılanıyor:
Nefes alanlarımız satılamaz
Ranta değil, halka aç
Ve belki de en önemlisi:
Kentler, sadece planlarda değil, insanların kalbinde yaşar.
Ek Fotoğraflar






Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir





