25 Ocak 2026 - Pazar

Siyasetin Sözü Yetmez, Hukukun Gücü Gerek

Ahmet Özer’in, kararın ardından yaptığı açıklamalar yalnızca kişisel bir savunma niteliği taşımıyor; aynı zamanda Türkiye’de siyaset–yargı ilişkisine dair süregelen tartışmaları da yeniden gündeme taşıyor.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

Siyasetin Sözü Yetmez, Hukukun Gücü Gerek

Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve kamuoyunda “Kent uzlaşısı” davası olarak bilinen yargılamada 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilen Ahmet Özer’in, kararın ardından yaptığı açıklamalar yalnızca kişisel bir savunma niteliği taşımıyor; aynı zamanda Türkiye’de siyaset–yargı ilişkisine dair süregelen tartışmaları da yeniden gündeme taşıyor. 

Özer’in, kendisine verilen cezayı eleştiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür ederken aynı zamanda “artık söz değil icraat bekliyoruz” çağrısında bulunması, mevcut tablonun çelişkili doğasını açık biçimde ortaya koyuyor.

Bahçeli’nin açıklaması, Türk siyasetinde alışılmış reflekslerin dışında bir ton barındırıyor. Bir mahkeme kararının “evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiğini” ve “mahşeri vicdanda karşılığı olmadığını” ifade etmek, iktidar blokunun önemli bir bileşeninden gelen dikkat çekici bir hukuk vurgusu niteliğinde. Bu çıkış, yalnızca bir dava dosyasına ilişkin değerlendirme değil; aynı zamanda “Terörsüz Türkiye” söylemiyle çerçevelenen yeni siyasal iklim arayışının da bir parçası olarak okunmalı.

Ancak burada temel bir kırılma noktası var: Siyaset kurumunun adalet vurgusu yapması ile yargı pratiğinde somut bir değişimin yaşanması aynı şey değil. Ahmet Özer’in sözleri de tam olarak bu ayrımı hedef alıyor. Teşekkürle başlayan cümlelerin çağrıya dönüşmesi tesadüf değil; aksine, Türkiye’de uzun süredir dile getirilen bir eleştirinin özeti: Söylem düzeyinde hukuk devleti vurgusu yapılırken, uygulamada bunun karşılığının görülmemesi.

Bu durum, hukuk güvenliği ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Bir mahkeme kararının siyasetçiler tarafından açık biçimde eleştirilmesi iki yönlü bir sonuç doğurur. Bir yandan, adalet duygusuna yönelik toplumsal hassasiyetin siyasette karşılık bulduğunu gösterir. Diğer yandan ise, yargının kararlarının siyasal meşruiyet tartışmasına açılması gibi daha yapısal bir sorunu görünür kılar. Eğer bir karar gerçekten hukuka aykırıysa, bunun düzeltilmesi gereken yer siyasi kürsüler değil, bağımsız ve tarafsız işleyen üst yargı mercileridir.

Özer’in “hepimizin altına imza atacağı doğrular söyleniyor ama biz artık icraat bekliyoruz” ifadesi, aslında Türkiye’de geniş bir kesimin ortak hissiyatını yansıtıyor. Toplum artık yalnızca doğru cümleleri duymak değil, o cümlelerin kurumsal karşılığını görmek istiyor. Hukuk devleti, iyi niyet beyanlarıyla değil; öngörülebilir yargı süreçleri, tutarlı içtihatlar ve siyasi etkiden arındırılmış karar mekanizmalarıyla inşa edilir.

Burada belirleyici olan, temyiz sürecinin nasıl işleyeceği ve yargı sisteminin kendi iç denetim mekanizmalarının ne ölçüde etkin çalışacağıdır. Eğer üst mahkemeler, dosyayı gerçekten hukuk ilkeleri çerçevesinde, delil–suç ilişkisi ve ölçülülük kriterleri temelinde değerlendirirse, bu yalnızca bir sanık açısından değil, sistemin bütünü adına da güven tazeleyici bir adım olacaktır. Aksi halde, siyasetçilerin yaptığı her “hukuk” vurgusu, pratikte karşılığı olmayan bir temenni olarak kalmaya devam edecektir.

Sonuç olarak, bu süreç Türkiye’de artık kronikleşmiş bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Adalet duygusu zedelendiğinde, bunu onaracak olan şey siyasi açıklamalar değil, hukukun kendisidir. Siyasetin görevi yargının yerine geçmek değil; yargının bağımsız ve tarafsız işleyebileceği zemini sağlamaktır. Söylenen sözler kıymetlidir, ancak gerçek güven, o sözlerin kurumsal eyleme dönüşmesiyle oluşur.

Bugün ihtiyaç duyulan şey tam da budur: Beyan değil, hukuk devleti pratiği.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları