

BARIŞIN BİNLERCE YILLIK İZİ GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Bir kil parçasının anlattığı insanlık dersi - Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı
Yaşam
Yayın: 21 Eylül 2026 - Pazartesi - Güncelleme: 21.09.2026 12:35:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.


BARIŞIN BİNLERCE YILLIK İZİ HATTUŞA’DA GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Bir kil parçasının anlattığı insanlık dersi
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı
Bazen tarih, büyük sarayların görkemli kapılarından değil, avuç içine sığabilecek küçücük bir kil parçasından konuşur.
Üzerindeki birkaç çivi yazısı, binlerce yılın sessizliğini deler; savaşların, göçlerin ve yıkımların arasından bugünün insanına seslenir:
“Barış mümkündür…”
Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa’da gün yüzüne çıkarılan tablet parçası da işte böyle bir ses taşıyor. Hititlerin başkentinde, kral sarayının yükseldiği Büyükkale’de bulunan bu küçük parça, yalnızca arkeolojik bir eser değil; insanlığın barış arayışından günümüze ulaşan yeni bir cümledir.
Bilim insanlarının yaklaşık bir yıl süren incelemeleri sonucunda parçanın, Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılan Kadeş Barış Antlaşması’nın Akadça nüshalarından birine ait olduğu belirlendi.
Toprağın altında binlerce yıl susan tablet, şimdi yeniden konuşuyor.
Hattuşa’nın taşları arasında
Gözlerimi kapatıp Hattuşa’yı düşündüğümde, Anadolu bozkırında yükselen surları, Aslanlı Kapı’yı, kral sarayına çıkan taş yolları ve tapınaklardan gökyüzüne yükselen duaları görür gibi oluyorum.
Bir zamanlar o yollardan krallar, askerler, kâtipler ve elçiler geçti.
Belki de genç bir Hitit kâtibi, henüz kurumamış kil tabletin başına oturdu. Elindeki kamış kalemi yumuşak kile bastırdı. Her işaretle yalnızca iki hükümdarın iradesini değil, iki büyük devletin geleceğini yazdı.
O kâtip, yazdığı satırların binlerce yıl sonra yeniden okunacağını bilemezdi. Fakat onun kile bıraktığı işaretler bugün hâlâ insanlığın vicdanına dokunuyor.
Kadeş’te iki büyük ordu karşı karşıya gelmişti. Savaşılmış, insanlar ölmüş, şehirler korkuya teslim olmuştu. Ancak sonunda Hititler ve Mısırlılar, silahların kesin bir zafer getirmediğini anlamıştı.
Savaş meydanında elde edilemeyen sonuç, diplomasi masasında aranmıştı.
İşte Kadeş Barış Antlaşması’nı değerli kılan yalnızca eski oluşu değildir. Asıl önemi, en güçlü devletlerin bile bir gün savaşmaktan vazgeçip konuşmak zorunda kalacağını göstermesidir.
Sığınan insanların evleri yıkılmayacak
Yeni bulunan parçanın içeriği, keşfi daha da anlamlı hâle getiriyor.
Tablet üzerinde antlaşmanın, ülkelerinden kaçıp karşı tarafa sığınan insanlarla ilgili hükümlerine ait satırlar bulunuyor. Okunabilen bölümlerde Mısır’dan Hatti ülkesine, Hatti ülkesinden de Mısır’a kaçan kişilerden söz ediliyor.
En dikkat çekici ifade ise bu insanların evlerinin tahrip edilmemesine ilişkin hüküm.
Demek ki binlerce yıl önce de insanlar savaşlardan, iktidar mücadelelerinden ve korkudan kaçıyordu. Sınırları aşıyor, başka bir ülkede yaşama tutunmaya çalışıyordu.
Bugün “mülteci”, “sığınmacı” ya da “göçmen” dediğimiz insanların yaşadığı dram, aslında insanlık tarihi kadar eskiydi.
Fakat daha da çarpıcı olan şudur: Bundan yaklaşık 3 bin 300 yıl önce hazırlanmış bir antlaşmada bile sığınan insanın evi, ailesi ve yaşamı üzerinde duruluyordu.
Kil tablet bize yalnızca geçmişi anlatmıyor. Bugünün dünyasına da ağır bir soru yöneltiyor:
İnsanlık teknolojide ilerlerken vicdanda da aynı ölçüde ilerleyebildi mi?
Anadolu’nun diplomasi hafızası
Kadeş Barış Antlaşması’nın Mısırca metni, Mısır’daki tapınak duvarlarına hiyerogliflerle işlendi. Antlaşmanın diplomasi dili sayılan Akadça hazırlanmış kil tablet nüshaları ise Hattuşa’da bulundu.
1906 ile 1912 yılları arasındaki ilk dönem kazılarında ortaya çıkarılan parçalar bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Berlin Önasya Müzesi ve St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi koleksiyonlarında korunuyor.
Şimdi Büyükkale’de bulunan yeni parça, dağılan büyük bir tarih kitabının eksik sayfalarından birini daha yerine koyuyor.
Her yeni tablet parçası, Anadolu’nun yalnızca savaşların ve imparatorlukların coğrafyası olmadığını gösteriyor. Bu topraklar aynı zamanda hukukun, diplomasinin, antlaşmanın ve barış arayışının da doğduğu coğrafyalardan biridir.
Didyma’nın kehanetlerinden Miletos’un düşünürlerine, Hattuşa’nın devlet arşivlerinden Anadolu’nun antik kentlerine kadar uzanan bu büyük miras, taşlarla ve tabletlerle bize aynı şeyi söylüyor:
Geçmiş, geride kalmış bir zaman değildir. Geçmiş, bugünü anlamamızı sağlayan en güçlü aynadır.
Binlerce yıl öteden Filistin’e uzanan mesaj
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un keşfi 21 Eylül Dünya Barış Günü’nde duyurması da bu nedenle anlamlıdır.
Ersoy, tablet parçasındaki ifadelerin insan hayatını ve onurunu koruma sorumluluğunu hatırlattığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Filistinli kardeşlerimiz başta olmak üzere, tüm insanların güven içinde, barış ve huzurla yaşayacağı bir gelecek diliyoruz.”
Hattuşa’da bulunan küçücük kil parçası ile bugün Filistin’de yaşanan büyük insanlık dramı arasında binlerce yıl var. Fakat acının dili değişmiyor.
Evini kaybeden çocuğun korkusu değişmiyor.
Toprağından ayrılmak zorunda kalan insanın hüznü değişmiyor.
Bir annenin çocuğunu koruma çabası değişmiyor.
Ve ne yazık ki insanlığın barışa duyduğu ihtiyaç da değişmiyor.
Bir tablet parçasından daha fazlası
Hattuşa’da bulunan bu eser, müze vitrininde sergilenecek sıradan bir arkeolojik buluntu değildir.
O, savaş yorgunu iki büyük devletin barışa uzattığı eldir.
O, evinin yıkılmaması gereken bir sığınmacının hakkıdır.
O, bir Hitit kâtibinin kile kazıdığı vicdandır.
O, Anadolu’nun binlerce yıllık barış hafızasıdır.
Belki tabletin bazı bölümleri kırık, bazı satırları eksik. Fakat verdiği mesaj bütündür:
Savaşlar ne kadar büyük olursa olsun, insanlığın geleceğini silahlar değil, sonunda kurulacak barış belirler.
Hattuşa’nın toprağından çıkan o küçücük kil parçası, bugün dünyadaki bütün devlet adamlarının masasına bırakılmalıdır.
Çünkü bazen insanlığın ihtiyaç duyduğu en yeni söz, binlerce yıl öncesinden gelir.
Ek Fotoğraflar



Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir







